Etiket Arşivi: 'hayat'

Sizin hiç eliniz yandı mı?

Yanmıştır elbet. Yanmıştır. Siz acıyı hissedene dek, hayatta kalma içgüdünüz daha beyniniz devreye girmeden elinizi o ateşten de çekmiştir.

Peki eliniz yandığı halde ateşten çekemediğiniz oldu mu hiç? Hayal edemediniz.

Beni de diri diri yakmadılar haklısınız. Ama hissetmişimdir çok. Geçmeyen acıyı bilir misiniz. Diri diri yanmak budur. Dışarıdan bakıldığında kimse görmez yandığınız ateşi. Ama siz için için diri diri yanıyorsunuzdur. Kaçamıyorsunuzdur da. Koşsanız, arkanızı dönseniz, gözlerinizi kapatsanız ya da işkenceye düşmüşçesine iyi şeyler hayal etseniz. Kendi kendinize teknikler geliştirirsiniz ama neye yarar. Hiçbir işe yaramaz. Yanarsınız sadece. Bir bıçak gibi düşünebilirsiniz. Saplanmış ve içinizde çevrilen bir bıçak. Sonra birileri karşınıza geçer ve size hayatın güzelliklerinden bahseder. Görünmeyen bir bıçak içinizde çevrildiği için acı çekiyor ve mutsuzsunuzdur. Sonra o karşınızdaki akıllı, görmediği bıçak yüzünden sizi suçlar. Sahip olduklarınızı hatırlatır ve sizi bencillikle, şımarıklıkla, yalancılıkla suçlar. Sonra da gidip kendine hayatın güzelliklerini hisseden birini arar bulur.

Anlatamazsınız, hiçbir zaman hiçkimseye anlatamazsınız. Allah size böyle bir hastalığı layık görmüştür. Yani sizin o şirin mi şirin allah inancınız bunu yapmıştır. Veya dininiz bana böyle bir sınavı emretmiştir. Ben bu sınavı geçiyorum? Öteki zengin pici de köpük party sınavını geçiyor. Tuzu kuruların cahil cuhala fakirleri bastırma sanatına din diyoruz. Tuzum kurusun, söz benim de iki lafımdan biri allah kitap olacak. Fakire de gidip senin sınavın buymuş bebişim dicem. Vicdanınıza sokayım.

Babasından aldığı parayla gençliğini doyasıya yaşamış, sonrasında kalan mirasla güzel bir kadınla evlenip lüks bir hayata kavuşmuş adamın baba sevgisini kim inkar edebilir ki. Sevginin ucunun paraya dayanması ne acı değil mi? Ama kime kabul ettireceksiniz. Anasız babasız adam tribe girmek istediği zaman anasızlık babasızlık tribine çok rahat girer. Köpük party esnasında anımsayacağını sanmıyorum. Köpük party de dilime takıldı bu ara nedense. İşe yaramayan ana-baba nın anlamı nedir? Çocukluğunu piç eden, gençliğini sikip atan, orta yaşına sokan ve ileriki yaşlarında olmayacak ana babadan söz ediyoruz. Sen hayattasın diye vicdanını rahatlatan ana babadan. Eşe dosta senin hakkında her zaman güzel şeyler söyleyen, evdeki olumsuzluklardan gram bahsetmeyen ana babadan. Eş dost da senin neden başarısız olduğuna anlam veremiyor zira herkes seni başarılı sanıyor zaten. Mesela anan baban senin para kazandığına inandırıyor kendini. Ana baba da olsa vicdan rahatlatmak için çok güzel yöntemleri var. Şimdi benim anam babam ölse ne olacak. Söyleyim. Onlar kurtulacak, ben devam edeceğim. Benim baba olma hakkımı elimden alanlar ölse ne olacak? Yaşadıklarının kıymetini mi bileyim şimdi? Biz yıllarca para için sevmedik anamızı babamızı hata ettik. Herkesin yaptığını yapmalıymışız. Çünkü gerçekten paradan başka bana verecekleri hiçbir şey yokmuş. Verdiklerini de keşke vermeselermiş. Eminim çok daha başarılı olurdum ve onları çok daha fazla seviyor olurdum. Tanıdığım en başarısız insanım. Kendimden çok daha mal onlarca insan tanımama rağmen, benden daha başarısız kimseyi tanımıyorum. Çok garip.

Bana evlenme ve çocuk yapma tavsiyesi veren ezikler var bir de. Bi de mesela her akşam içtiğimi duyunca içme diyenler var. Eve git dışarda gezme diyenler falan var. Olamadık şöyle basit bir insan. Allah bana böyle basit bir hayat nasip etmedi. Her şeyi deneyimlemek zorunda kaldım. Nasıl mutlu olayım?

Kimisi Range Rover deneyimliyor, kimisi de bizim gibi çocuk yaşta murat 131 iteklemeyi.

Herkesin her şeyinin yalan olduğunu deneyimliyorsun. İyi kalp dediğinin nefse yenik düşüşünü deneyimliyorsun. En güvendiğinin sırtından vuruşunu, sevgine karşılık it muamelesini deneyimliyorsun.

Hayatta haklı olanın değil, güçlü olanın kazanışını deneyimliyorsun. Ve sağlam bir kafan olmadığı için 32 yaşında hala bunlara isyan ediyorsun.

Allahtan kendime şifa diliyorum. Tez zamanda bozulmayı, pisliğin teki olmayı, yalan söyleyebilmeyi, insanları kişisel çıkarlarım için kullanabilmeyi, arkamdan kötü sözler söyletmeyi, para için dinini imanını allahını kitabını anasını bacısını satan bir insan olabilmeyi, yani kısacası sağlık diliyorum.

Belki prim yapmaya başlayabilirim.

 

Not: Bu yazıyı okuyup, abi haklısın deyip, 2000 TL’ye sattığım şeye 150 TL pazarlık atacaksın. Hadi bi siktir git.

 

Saçma sapan

Düşünüyorum da bazen, boşuna yaşadım. Gerçekten boşuna.

15 li yaşlarımdan itibaren bugünlere baktığımda ki şu an yaşım 32, ne benim hayata, ne de hayatın bana kattığı bir şeyler var. Gerçi üzülerek söyleyebilirim ki benim hayata kattığım bazı şeyler oldu, fakat karşılığını asla alamadım. Daha da kötüsü, karşılığını para olarak alamadığım katkılarım beni daha da başarısız bir hale bürüdü. Anladım ki yan gelip yatmak değilmiş başarısızlık, gerçek başarısızlık çalışıp da kazanamamakmış. Belki de son zamanlarda bu yüzden bir şeylerin ucundan tutmaktansa yan gelip yatmayı tercih ediyorum. Ki onu da ne kadar başarıyorum tartışılır. Zira yan gelip yatmak çok sıkıcı olduğundan, bu sıkıntıyı hissetmemek adına elimde uyuşturucu bir şeyler oluyor. Zira uykunuz olmadığı halde uyumaya zorlandınız mı siz hiç? Bilmezsiniz. Hatta hepiniz yan gelip yatma aşığısınızdır. Çünkü para kazanmak uğruna sevmediğiniz işlerde çalışırsınız akşamlara kadar. Sevmediğiniz insanlara gülümser, para ve iş uğruna yalakalık yaparsınız. Ama karşılığını da nakit olarak takır takır alırsınız. Tabi böyle durumlarda evde yan gelip yatmak sizin için büyük lüks olur. Ya da haftasonları insanlardan uzak bir yere kaçamak yapmak süper fikirdir. Peki ben? 7 gün 24 saat bu şekilde yaşayan ve hiçbir geliri olmayan biri ne düşünmelidir ya da ne hissetmelidir? O kaçamak gördüğünüz şeyleri yapmak zorunda olsaydınız ve başka hiçbir seçeneğiniz olmasaydı, ne yapardınız? Düşünmeyin boşuna, bilmediğiniz, yaşamadığınız, hayalini bile kurmadığınız bir şey anlayamazsınız. Siz iyisi mi beni kıskanın. Benim özgürlüğüme imrenin. Yan gelip yatışıma. İstediğim saatte yatıp istediğim saatte kalkışıma imrenin. Siz hiç uyumak veya uyanmak için sebepsiz oldunuz mu? Ben bir ömrü böyle geçirdim, kime neyi anlatıyorsunuz? Size günde kaç kişi -bey’li -hanım’lı hitap ediyor? Yolunuzu gözleyen, olmadığınızda merak eden kaç kişi var? Siz kaybolsanız üzülecek insan sayısı ne? Sabah uyanmadığınızda arayacak birileriniz vardır elbet. Ölseniz cesedinizin kokmayacağına şükretmelisiniz örneğin. Ben ise yıllardır kokacak bir cesetle yaşıyorum. Sırf cesedim kokmasın diye ölmek istemiyorum bazen, bunun anlamını bilebilir misiniz? İşte o yüzdendir tımarhanedeki tutsaklık özgürlükten bir nebze olsun daha güzel. Merak edenin, soranın, ilgilenenin, düşünenin var iş icabı bile olsa. İnsani ihtiyaçlar işte. Yoksa ben sizler gibi değilim. Yalanı asla tercih etmedim. Sahte mutluluklardansa, acı gerçekleri tercih ettim her zaman. En son ne zaman yapabildiniz? Sırf menfaatleriniz, hormonlarınız, duygularınız uğruna sahte mutlulukları tercih etmiyor musunuz? Benim gibi adamlarla sadece kötü gün dostu olmuyor musunuz? Sahte dünyanız, sahte işleriniz, sahte yönetim şekliniz, sahte ilişkileriniz. Her şeyiniz sahte ve sağlıklı olduğunuz için mutlusunuz. Garip, ama doğru olan bir şey var, benden uzun yaşayacaksınız.

Elimi attığımın kuruduğu, telefonumun sadece menfaat için çaldığı şu günlerde, boşluğun içinde yeni bir boşluk oluşturmuş yaşarken, 7km aralıksız koşup, antrenmanlarımı yaptıktan sonra sabaha kadar içerken, karmaşık bazı duygular içindeyim. Sonunu görmediğim yolda koşuyorum. Yorgunum ama koşuyorum. Durmaktan korktuğum için koşuyorum. Dizlerim ağrıyor ama koşuyorum. Ruhum ağrıyor ama koşuyorum. Geri zekalıların telefonlarını, mesajlarını yanıtlıyorum. Türkiye’den çıkmak isterken, Adana’dan çıkmayı bile beceremiyorum.

Sonra ölüme şükür ediyorum. Allahın bence insana verdiği en kudretli güç, kendi yaşamına son verme gücüdür. Elimin altında, cebimde olması bana güç veriyor. İstediğim anda bitirebileceğimi bildiğim için mutluyum. İşte beni mutlu eden yegane duygu bu. Nefesimi tutuyor, dişlerimi sıkıyor ve devam ediyorum. Bana hiçbir faydası olmayan bir ana-babadan doğup, kendime faydalı olabilme yeteneğimi ellerimden aldıkları için her ne kadar sinirlensem de, susup devam ediyorum. Neye devam ettiğimi bilmiyorum, sadece ediyorum. Kıyamet kopsun, her şey yerle bir olsun istiyorum derinlerde bir yerlerde, ama olmayacak biliyorum.

Tüm kötü liderlerin, tüm seri katillerin, tüm psikopatların yaşadığı acıyı anlıyor paylaşıyorum. Hiçbir şey yapmayarak hiçliğin ortasına geldiğim bu hayatta, kötü bile olsa bir gün bir şeyler yapmak istiyorum. Bu yaşta ananın babanın evinin arka odasında oturmak, hapiste olmaktan daha kötüdür bence. Zira hapisteysen bir şeyler yapmışsın demektir, arka odadaysan hiçsindir. Ana-baba evinden kurtulmayı başardım da, kendi evimden, odamdan, karanlığımdan kurtulamıyorum.

Allahınız en kısa zamanda bana da saçma sapan, bana yakıştırmayacağınız, hiçbir işe yaramayan, kimseye faydası olmayan, ama dışarıdan baktığında, statü, iş, para varlığı gösteren bir iş nasip etsin.

Selam söyleyin Allahınıza, beni iyi tanır, ama hatırlamaz.

Zaman alacak…

Toparlanmam zaman alacak, biliyorum…

Ölüm riski hep var. Göğüs kafesimdeki daralma hala geçmedi. Hani hıçkıra hıçkıra ağlarsınız da, sonra göğüs kafesinizde bir daralma olur ya, farkettim ki ağlamak isteyip ağlayamayınca da aynısı oluyor. Uykusuz geçen, ölümü düşündüren gecelerin sabahında daralıyor göğüs kafesin. Birkaç gün nefes alamadım yeterince. O da yetmiyormuş gibi, spor esnasında yine zorladım kendimi. Daralan göğüs kafesine, zorlanmış bir sırt da eklenince, akciğerler için uzunca bir dinlenme oldu diyebilirim. Az nefesle yaşamayı da öğreniyorsun.

Günlerce, gecelerce ölümün nasıl bir şey olduğunu düşünüyorsun. Ölmek istiyorsun, ölemiyorsun. Şimdi, tam şu an diyorsun, yine olmuyor. Nefes alıp verirken bir an durup nefesini tutuyorsun, ne kadar dayanabilirim diyorsun, yine dayanamıyorsun. Aslında ölümden de korkuyorsun. İlginç olansa ölünce acıların son bulacağını bilmek oluyor. Aslında o an acı çekmek istiyorsun, daha çok acı, daha çok. Çünkü içinde bir yerlerde kendini cezalandırmak istiyorsun. Suçlu olmasan da buluyorsun suçlar kendine. Sana yapılan suçların karşılığında başkasına yaptığın suçları düşünüyorsun. Acı çekiyorsun en dibine kadar. Duvarlarla konuşuyorsun sabahlara kadar. Öleyim diyorsun, bitsin bu acı. Sonra ölme diyorsun bitmesin. Arada bir yerlerde kaybolup gidiyorsun…

Sonrası sabah yine uyanıyorsun. Birileri şükrederken, sen üzülüyorsun. Yine diyorsun, yine… Daralmış göğüs, ağrıyan karın ve baş, hareket etmeye takati olmayan bir vücut. Ama kalkmak zorundasın. Bedeninin ihtiyaçlarını karşılamak zorundasın. Çünkü hala o bedenin içindesin. Çıkamadın. Rezil olmakla, devam etmek arası bir karar alıyorsun sadece. Devam ediyorsun. Ve canını yakmak için yeni bahaneler arıyorsun tekrar. O gün antrenman yoksa vay halime, vay ki ne vay. Söz vermişsen içmemeye, vay haline vay. Bilir misin, kesici aletler ne kadar çekici oluyor o anlarda. Bilir misin antrenmandaki acının verdiği zevk ne hale geliyor. Şeker yememeye söz vermişsen eğer, bilir misin kafeinler ne de tatlı geliyor. Yüksek dozda alınan kafeinin vücutta yarattığı etki üzerine yazabilecek haldeyim sanırım. Spora olan faydası ve bedene olan zararının şimdi daha çok farkındayım. Uyumayı zaten beceremeyen bir adamın yüksek dozda kafein alması gerçekten değişik sonuçlar yaratıyor.

Şimdi diyorum ki, zaman alacak biraz… Kendime yaşama, devam etme, tedavi olma ve mücadele etme şansı verdiğim şu günlerde, bu olay biraz zaman alacak. Aslında kendim kaşındığımı çok iyi biliyorum. Yıllarca bu yüzden yaşamadım ya ben zaten ciddi bir ilişki? Ciddi ilişkiler bana göre değil, benim için en sağlıklısı gayrı ciddi olanı. Zira herhangi bir insan ilişkisi bittikten sonra üzülebilir, depresyona girebilir. Fakat ben… Ben hiç girmemem gereken yerlere giriyorum. Hele ki bu esnada, tetikleyici başka bir şeyler daha olursa, özellikle de beni bu hale getiren kişilerle ilgili olursa, işte olay geri dönüşü olmaz bir hal alıyor. Tıpkı şimdiki gibi. Şu an tam da o halin içerisinde yazıyorum bu satırları.

Yine de aferin bana. Henüz çok da büyük bir yıkım yok. Bedenim hala işe yarıyor. Bol acılı da olsa işliyor. Beynim desen onu durdurana zaten bravo. Vücudumda ezik çizikler var belki, aslında daha da fazla olmasını istiyorum. Bunlar da benim dövmelerim diyelim. Vücudumda ezik, çizik, morluk olsun diye bir de para mı vereyim şimdi. Gerçi spor salonlarına veriyoruz ama onu karıştırmayın, güzel bir maskeleme oluyor esasen.

Sen kendini bildiğin halde, insanların etkisinde kalıp güzel mi güzel, şirin mi şirin bir ilişki yaşarsan ve sahip olduğun muhteşem niteliğin yüzünden bu ilişki biterse, toparlamaya ve unutmaya çalıştığın anda da birileri pimi çekerse sonuçlarına katlanırsın. Şimdi tam da öyle oluyor, katlanıyorum. Saçmalıyor muyum arada, kesinlikle. Onu rahatsız ettim mi? Belki çok az. Bundan sonra edecek miyim? Allah korusun. Allah gerçekten korusun, beni değil onu. Onu benden ve benim gibilerden korusun. Amin.

Yazmak güzel, çünkü buraya yazmazsam, vücuduma yazıyorum. Benim için sorun yok da, sosyal hayatın içindeki sağlıklı bireylerin hoşuna gitmiyor. E onlar da haklı, ben de onların yerinde olduğum zamanlar, benim de gitmiyor. Sadece benim rolüm sürekli değişiyor olay bundan ibaret. Bir ordayım bir burda. Bir katilim, bir dedektif.

Antrenman saati yakın. Umarım sakatlanmadan önceki son yazım değildir. Gitmesini bekliyorum, sonra gideceğim.

Kalın sağlıcakla.

Sonraki sayfa »