Etiket Arşivi: 'blog'

Kripto Günler

Herkese selamlar.

Uzun zamandır blog tarzında bir şeyler karalamıyordum bugün yazasım geldi diyelim. Bilirsiniz buraya yazmam tamamen mutluluk hormonlarımın durumu ile alakalı. Bugünlerde birazcık var diyebiliriz.

Son zamanlarda boşluktan kurtulma amacıyla ve işlerimden fırsat bulabildiğim zamanlarda sıkılmamak adına, Coin Borsalarına el attım. Uzun bir araştırma sonucu gerek kazanarak gerek kaybederek bir şeyler öğrendim diyebilirim. Kripto paraların geleceği olduğuna ben de inananlardanım. Tabi hangi coin lerin geleceği olacak, hangisi yok olup gidecek bilebilseydim, geleceğin multi milyonerlerinden olurdum. Fakat şu sıralar malesef kısa vade karlarına odaklanmış durumdayım. Kısa vade zararlarımı da, uzun vadede kara dönüştüreceğime inanıyorum.

Bu işe yeni başlayacak iseniz size önce uzun uzadıya araştırma, okuma ve video izleme tavsiyesi vereceğim. Ardından, Türk borsalarından başlayıp acemiliğinizi atmanızı, ardından da büyük bir yabancı borsada uzmanlaşmanızı önerebilirim.

Önerdiğim Türk Borsası;

Koineks

Yabancı Borsa Binance‘dır.

 

Daha bir çok borsa mevcuttur. Diğerlerini de kullanabilirsiniz. Ben çok açılmamak adına hepsini kurcalamadım sonuç aynı. Hesabınıza çektiğiniz paranın gelme gitme sürecine göre borsa da seçebilirsiniz.

 

Koin borsalarında hem size hem de kendime bol şans dilerim.

 

Diğer çalışmalarım devam ediyor. Sunucu Optimizasyonları, Wi-Fi Ekipmanları, Voip Sistemler, Telsiz Ekipmanları, Araç Yazılım Hizmetleri konularında tarafıma ulaşabilirsiniz.

 

Kısa zaman içerisinde bir de normal mesaili bir işte çalışmayı planladığımdan, tüm çalışmalarım randevu stili ile olacaktır. Tarafıma mail veya skype yolu ile ulaşmanız sürecinizi kolaylaştıracaktır.

 

Herkese iyi çalışmalar dilerim.

 

Eskilerden..

Merhabalar. Siteme az önce eski sitemden bazı paylaşımlarımı ekledim. Bazı yazılar gerçekten eskimiş. Çoğunu almadım zaten.

Bu aralar çalışmak için bahaneler arıyorum. Aktif olarak bir şeylerle uğraşmak insanı gerçekten genç ve dinç tutuyor. Blog’u da canlandırmak bunlardan biri oldu. Eskisinden daha tecrübeli bir şekilde yeni bir blog oluşumu içerisine girdim. Hepimiz için hayırlı uğurlu olmasını dilerim.

Son dönemler ilgilendiğim konular ile ilgili fırsat buldukça bir şeyler karalamaya gayret edeceğim. Esen kalın.

Sevmeyin

Yayınlanma 06 Şubat 2007

Bir anda haleti ruhiyem değişir ve yazmaya başlarım:

Hayattaki en önemli şeyiniz nedir? Nedir bir düşünün. Sorun bir kendinize. Bir alternatif sorusu da şudur; kaybettiğiniz zaman üzüleceğiniz neyiniz var? Kaybedecek neyiniz var bu hayatta. Her gün intiharı düşünmüyorsanız, ya da 5 milyon için adam vurmuyorsanız hala kaybedecek bir şeyleriniz var demek değil mi? Değil mi? Peki öyle olsun.

Kaybedecek şeylere sahip olmak güzeldir belki. Buna umutlarımız da dahildir. Onları da kaybetmekten çok korkarız. Zira kaybedersek yaşayamayacağımızı biliriz. Umutlarını kaybedip yaşayanlar var biliyorum. Biliyorum ve tanıyorum. Hatta kaybedecek bir şeyleri kalmadıktan sonra yaşayanları da biliyorum. İkisini birlikte yapanıysa çok çok iyi tanıyorum. Çok yakından. Malesef her gün muhatab olmak zorunda olduğum bir şahıs. Ama sorun yok. Tek zararı kendine veren ve ne kadar yaşayacağı belirsiz olan birisi. Belki sizin de vardır böyle tanıdıklarınız.

Uzatmayacağım o bölümü zira uzayınca kişisel yazıya dönüyor. Amacım burada blog tarzı değil kompozisyon tarzı yazmaktı ama yine konsantrasyon iptal. Biraz toparlanıp devam edeyim.

Budizm de bir inanç vardır. Hatta bu inanç dinin ana felsefesidir. Bu inanç der ki; hayatta insana acı veren, ihtiyaçlarıdır. Acılardan kurtulmak için ihtiyaçları yok etmek en azından minimize etmek gerekir. Katılıyorum ve sanırım buna çalışıyorum.

Her insanın canını yakan bir şeyler vardır. Kimisinin acı eşiği çok yüksektir. Kimisinin ağzını burnunu kırsanız yine de gülmeyi becerir. Kimisi çok dayanıklıdır kimisi de güçlü. Bu kadar güçlü adamlar hiçbir şeyden etkilenmezler mi peki? Duygusal acılar genelde galip gelir bu adamlara. Havada uçan kurşunu yakalayabilme veyahut ondan kaçabilme yeteneği olan bir adamın kafasına sıkmasını sağlayabilirsiniz. Bu gayet kolay olabilir. Zaten başka bir yolu da yoktur bu savaşı kazanmanızın.

Herkes her zaman insanlara sevin sevin sevdirin sevilin gibi öğütler verir. Nisbeten doğru, fakat ben bu yazımda olaya ters yönden yani bazılarımızın yaşamak zorunda olduğu yönden bakacağım.

Sevmek ordan bakılınca güzel duruyordur eminim. O zaman ele alalım konuyu.

Sevdiniz, hem de çok. O kadar çok ki, yazı burada biter aslında çünkü bunu hayal edemezsiniz, yaşamanız lazım. Bilirim herkesin acısı kendine büyüktür ama yine de acı çektiğinizi düşünüyorsanız okumaya devam edin.

Çok sevdiniz bunun boyutunu ben belirleyemem ama şöyle bir sınır getireyim. O kadar çok sevdinizi ki rezil olana kadar, filmlerdeki gibi. Ölümü göze alacak kadar. Arkadaşlarınızın karşısında sevdiğinizin karşısında küçük düşene kadar. En kötüsüyse yaşadığınız o kötü anıların geriye bakınca gülemeyeceğiniz hale gelmesine kadar. Yani hayatınızı mahvedercesine çok sevdiniz. Ve bu mahvetme 1-2 yılı değil belki 50 yılı etkilesiye kadar. Ne yapacaksınız şimdi? Sevdiniz çok sevdiniz. Acının doruklarına kadar. Kendinizi parçalayana kadar. Sevdiğiniz mabedin bir başkasını sevdiğini görene kadar. Tüm rezillikleri yaşayıp küçük düştüğünüzü görüp işin kötüsü bir gün pişman olacağınızı, yanlış yaptığınızı bile bile sevmeye devam etmenize acı çekmeye devam etmenize kadar. Kendinizden nefret etmenize soluduğunuz nefese kadar. Cenazede sevdiklerinizin üstüne toprak atarken hangi acı daha büyük diye karşılaştırmak zorunda kalıncaya kadar. Daha yazim mi. Daha örnekleri artırıim mi…. Sonu yok. Alkol alıp alıp …… Bağır Çağır… Feryatlar.. Geçmiyor günler yar yar yar geçmiyor günler, ya sesini duyur bana ya haber gönder deyip deyip pişman olana kadar. Ve bir gün bu yazıları yazarken başka sebeplerden ötürü acı cekiyor hayatını düzeltmeye çalışıyor oluncaya kadar.

Sevmeyin diyorum işte sebep bunlar. O güzel görünen fiil. O aşk denen söylemesi bile insana kendini sevdiren kelime. O tek hece bunlara mal olabilir. Kendinizi koruyun. Ama bu prezervatif kullanmaya hiç benzemez. Kendinizi iyi koruyun. Bu bıçağı silahı bele takıp kavga gitmeye, çelik yeleği ellerinle bağlayıp operasyona gitmeye de benzemez. Kendinizi koruyun. Kendinizi kendinizden koruyun. Çok güçlüyüm dersiniz… Bir gün kendinize tokat atamadığınız için ömür boyu pişmanlık duyarsınız. Kendinizi koruyun. Hayatınızdaki acıların sebebini sakın aşkınız yapmayın. Aşk son derece masum biri. Ama onu haksız yere suçlarsanız sonucuna katlanmak zorunda kalırsınız. Sizi kendinize bitirtir.

Şimdi okuyan yorumlarına gelelim. İnsanların, okuyan herkesin bir bir ne düşündüğünü biliyorum. Her yorumu açıklayamicam yaklaşık 5 milyar ayrı yazı ya da 3-5 tane farklı kategori yapmam gerekir. Ama sadece şu yorumu yapacaklara sesleniyorum. Aşk sevgi bu kadar da kötü değil haksızlık etme Cihan diyeceklere. Sözüm sadece şu. Hala şansınız varken Hayatınızın kıymetini bilin. Ve umarım bu düşünceyle ölürsünüz. Bu size söyleyebileceğimiz en güzel söz. Size edebileceğim en güzel dua dır.

Ve gelelim yazıyı okurken sinirlenen bozulan hatta bana kızan arkadaşlara. Kızın bağırın çağırın istediğiniz kadar. Bana kızmanız bir şey ifade etmez. Zira bana benden başkası zaten zarar veremez. Böyle de lanet bir savunma mekanizmasıyla donatılmışım. Ama yazıyı okuyup ders çıkarabilene ne mutlu. Araba sürerken gaza biraz daha basmanın verdiği haz bazen sevdiğinin elini tutup aldığın hazla aynı olabiliyor. Tavsiyem bir şeyler yapacaksanız TAM yapın. Ya yarışçı olun ve ömür boyu bu tutkunuzdan vazgeçmeyin. Ya da gaza biraz daha basim derken önünüze çıkan kamyonla ömrünüz boyu uğraşın. Ömrünüzün geri kalanının tamamında o kamyonu düşünün. Gaza basmasaydım ne kaybederdim deyin. Ya da keşke sonuna kadar bassaydım da orada bitseydi gibi saçma düşünceler edinin.

Daha fazla yazarsam SQL Database muhtemelen “Allah bin belanı ha!” gibi bir tepki gösterecek. Ben burada yazımı noktalarken herkese mutluluklar diliyorum. Lütfen hayatınızdaki olayları birbiriyle karıştırmayın. Havada uçan kuşlar milli piyangodaki talih kuşu değil. Hiçbir zaman da olmayacak. Herkese iyi sahneler.

Sonraki sayfa »