Yazmıyorum Bayadır

Evet yazmıyorum gerçekten. Tek yapmadığım şey buraya yazmamak değil sanırım. Hayatım alt üst yine. Kaybediyorum bir şeyleri ama neyi kaybettiğimin farkında değilim. Göz göre göre kaybetmekten daha kötüymüş meğerse bu. Kaybediyorsun varlıklarını, adamların düşüyor birer birer savaşın ortasında ve sen bunun farkında bile değilsin. Ne kadar zarara uğradığının farkında bile değilsin. Nasıl önlem alacaksın peki, zararı nasıl hesaplayacaksın. Bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum, hiçbir şey yapamıyorum, hiçbir şey gelmiyor elimden.

İnsanlar düşünür ki bazen ben de düşünürüm, buraya bir şeyler yazmak için mutlu olmak gerekir. Değilmiş bunu anlayalı çok oldu. O kadar mutsuz oluyorsun ki, neden yazayım ki diyorsun. Yazmak için sebep arıyorsun en sebep aramadığın şey olduğunu bile bile. Olaylar geçti başımdan bir sürü. Sadece iyileri yazsam birkaç satırda biter sanırım. Kötüleri yazmak içinse çok geciktim. Son yazımdan bu yana olan umutlar, heyecanlar, ısrarlar, beklentiler, hayal kırıklıkları, dikkat etmeler ve ettiğin dikkat için suçlanmalar vs. vs. Yok artık gerek yok. Yaşadığım gerçek olayları hikayeleştirmeye, film senaryosu gibi yazmaya gerek yok artık. Değişen hiçbir şey olmuyor. Bununla pirim yaptığımı düşünenler vardır belki. Bir gün belki biri benden hayatımı satın alıp film yapar elime de 3-5 kuruş bir şeyler sıkar, bak belki o zaman pirim yaparım ne dersiniz hoş olmaz mı?

Çok istediğim çok hayal ettiğim imkansız dediğim bazı güzel şeyler oldu. Oldu ve ben hasta oldum. O gün bugündür hastayım, sanki fiziksel bir sorunum yok da beynim beni hasta tutuyor gibi. Sorularıma cevap bulamıyorum. Sanki sona ulaştım ve başka amacım kalmadı. Bırak diyor artık beynim yapma etme çabalama artık. Bitti diyor, kazandın, bu savaşı da kazandın yeter yorma artık kendini. Gücümü kısıyor, halimi , tavrımı , vaktimi. Uyumuyorum, hala uyuyamıyorum evet ama yataktayım, yataktan da çıkmıyorum, çıkamıyorum. Uyumadan 10 saatimi yatakta geçiriyorum. Ne yapıyorum nasıl yapıyorum ben de bilmiyorum. Ben sadece uyumak istiyorum. Ama istiyorum ya yeter.

Her insanın hayatta güzel bir gayesi olmalı demiştim. Şimdi tekrar düşünüyorum da, sanırım yanlış konuşmuşum. Bazılarının olmamalı, olamamalı, olamamalı ki ibret-i alem olsun. Güzeli bulanlar değerini kıymetini anlasın. Koca hayatında sadece 1 kez kaybetme şansın olabilir. Sadece 1 kez kaybettiğinde bir daha asla hiçbir şeyi kazanamayacak olabilirsin. Kaybetmeden önce keşke birisi kulağıma bunu fısıldasaydı. Kaybettikten sonrasına da razıydım ama sonrası boş kafalardan boş laflar. Başka hiçbir şey değil. Ramiz dayılar bile sadece filmlerde oluyor malesef. Ezelimle ecelim birbirine girmiş ben daha ne diyeyim.

Şöyle bir bakıyorum da harbi yalnızım. Telefonum çalmasın da şarjım uzun gitsin der olmuşum. Ben bu telefonu konuşmak için değil şarjı daha uzun gitsin diye almışım. Bunun için bu telefona ihtiyaç var mıydı orası meçhul. En çok sevilenler en çok yalnız kalanlardır… Beni seven ölsün deyim de kimsenin günahına girmeyim. Ağlarsa bilirim yine anam ağlar yalnız.

Artık bitti dedim. Bu sefer ciddi dedim. Yemin olsun elimi kıpırdatasım yok artık. Çırpındıkça battım yıllardır, iyi adam oldukça kaybettim, doğruyu yaptıkça yenildim. Yaptığım kötülüklere bakıyorum şöyle bir, en saygı duyulduğum anlar oldu hep. Ezikler arasında yaşamaktan bıktım, ama başka çarem yok sanırım.

Benden geçti gençler, ben bittim. Örnek alın ibret olsun bu yazım herkese. Elimde bir bıçak, kendimi kesmem 1 saniye, önümdekini kesmem yarım. Önümde durulacaksa cesur olunacak bundan sonra, yanımda durulacaksa dikkatli. Arkamda duransa arkasına iyi bakacak. Hayatın güzellikleri sadece allahın bahşettiği insanlaradır. Eğer böyle bir iznin yoksa boşa çabalarsın. İyi adam olarak bir yere varamazsın. Dersten geçmenin yolu bir öğrenci için çalışmaktır. Cihan için tehdit etmektir. Bunu Cihan mı seçer? Sanmam, Cihan böyle yetişmedi, böyle büyümedi. Ama kendi doğrularını kendisi öğretti. Kimse öğretemedi. Anamın babamın benim üzerimde emeği çocukluğum bitene kadardır. Sonrası kendimin tek öğretmeni benim. Kimse üzerimde hak iddia etmeye kalkmasın.

Yazı çok uzar. Doluyum, 2,5 aydır hastayım, çöktüm, spor yapamıyorum, düzenli yiyemiyorum, uyuyamıyorum, tedaviler işe yaramıyor, psikolojim beni bile korkutuyor, patlamaktan çok korkuyorum yine ama biliyorum korkunun hiçbir zaman faydası olmadı. İçimdeki sessiz adam gözlerini açıp bana bakıyor, korkuyorum sesimi çıkarmıyorum sonra tekrar kapatıyor. Umarım ayağa kalkmaz ve karşıma çıkmaz. Bu hayatta baş edemediğim, gücümün yetmediği, gerçekten korktuğum tek kişi umarım yine karşıma dikilmez. Eğer öyle bir şey olursa çare yok. Duvarın arkasına geçip izlemekten başka çarem yok. Karşı koyarsam ne olacağını çok iyi biliyorum. Öyle ya, ne kadar desem de karşı koymadan edemeyeceğim onu da biliyorum…

Hala sizi güldüren, heyecanlandıran, kalbinizde ufacık sıkıntılar yaratan bir şey varsa bu hayatınızda, bunları kendinizi zorlayarak yapmanızdan bahsetmiyorum aynı günün akşamında çok ağlarsınız, kıymetini bilin sadece. Fazlasını istemeyin, gözünüz o kadar da yükseklerde olmasın. Yükseklerde yalnız kalacaksınız ve düşerseniz ne olacağını söylememe gerek yok. Sıcaklığı, samimiyeti, mutluluğu her şeye değişin. Kimsenin kalbini gönlünü kırmadan olabiliyorsanız dünyanın en mutlu adamı olun. E bana soracaksınız tabi ki mutluluğun formulünü :)

Ben giderim aklım kalır. Aklım kalır, saklım kalır. Ben giderim namımı geçmiş alır. Cihan.

Güzel bir kız

Geçen günler yine zorlu geçti. Bir yandan iş görüşmemsi bir mülakat ardından kabul edilmem ve sonrasında sessizlik. Diğer yandan Tekerlekli sandalye avrupa şampiyonası basketbol unun Adana’da düzenlenmesi ve burada görev almam. Güzel organizasyon oldu eğlenceler kutlamalar vs. hepsi çok güzeldi. Bir yandan okulda aldığım 2 ders, hocaların pek sallamaması benim nedenini bilmeden sallamam. Organizasyon sonucu tanıştığım onlarca güzel arkadaş, mutlu insanlar, başarı huzuru vs. Şimdi de biraz hastayım bu yazıyı yazarken, faranjit olmuşum evdeki tamirattan ötürü. Bitmeyen tamirat önce psikolojik tahribat verdi ardından da fiziksel. Şimdilerde temizlik var temiz hissediyorum kendimi gittikçe. Kapıların cefasını biz çektik sefasını annem sürsün artık :) .

Bir güzel kız hikayesi daha yaşandı. Sonunu bile bile hem de. Aslında hikayenin başladığını farkettiğim anda buraya yazmak isterdim bu yazdıklarımı fakat ben de insanım işte. Her seferinde küçük de olsa bir umut oluyor insanın içinde. Ya da gerçek olacaksa sen bozma sen öldürme diyorsun kendi kendine. Ama en doğrusu insanların senin üzerinde yarattığı psikolojik etki. Belki bu sefer olur bu kadar karamsar olma etkisi. Ama gerçeği tek bilen sensin yani benim.

Güzel bir kız vardı, hala var. Fakat ben biraz daha çirkinleşmiş bir çocuk olarak kaldığım yerden devam etmek zorundayım. Detaya inmek istemiyorum diğer bir çok hikaye ile aynı. İyi biriyim, kırılmaması gereken biriyim, vs. yim vs. yim. Hep de kayıp sebebim bu ya işte. Bir daha görüşmeyelim, mesajlaşmayalım, yapmayalım olmaz özür dilerim özür özür özür. Özre ne hacet ben özür dilerim. Numara silinir, telefonlar ve mesajlar sonsuza dek uzar. İşte ben böyle biriyim. Kimim ben? Böyle biri. Kaybetmek için bire bir :) İsim vermek adet oldu ama vermem de hoş olmaz, sadece Samim olmayı beceremedim o kadar… Samimle yaşadıkları aşkı hepimiz izliyoruz Canım Ailem adlı dizide. Ben yine Cihan kalacağım yapacak bir şey yok.

Hayat devam ediyor vs. klasik laflar. Hiç gereği yok. Bazen durmasını istesem de durmuyor zaten. Ne kalbimiz duruyor, ne kurşun değiyor, istesek de ölemiyoruz bazen. Hep de ondan korkarım ya zaten, bir gün delicesine yaşamak istediğimde öleceğim gibi geliyor. Umarım ölmek istediğim bir anda ölürüm, en büyük dileğim budur tanrıdan. Öteki tarafa acıyla gitmeyim bari. Burada yeterince yazı yazdım söz söyledim. Bari öteki tarafta delikanlı olmayalım. Cin con olalım gecelere akalım.

Ufaktan bir özet vermek istedim şu anki hayattan. Yakında belki bir Ankara planım var. Şartlar zorluyorsa da elimden geleni yapacağım. Bir de bir arkadaşım var oralarda, bazen de buralarda. Beni pek sallamıyor, nedendir bilinmez, belki de bilinir, belki o da korkuyordur, belki de en hayırlısı sallanmamamdır, zira ben zaten sallanıyorumdur.

Yalnız olmak ayıp değil, ayıpsa yıllardır terbiyesizin önde gideniyim. Bana bu muameleyi yapan onlarca insan da olmadı değil, ama doğruyu bilen benim, zira bu hayatı yaşayan da benim. Yalnız kaldığınızda yanınızda olmayanlar, kalabalık içerisinde de susmasını bilecekler. Bilemezlerse bildireceksiniz! Ya da hayata küsersiniz.

Acı çekmekte kaçıncı level (aşama) ya geldiğimi bilmiyorum. Acıları artık çok değişik hatta eğlenceli yaşıyorum. O kadar rahatım ki laçka mı oldum aceba? En yakın zamanda moralimi bozacak bir şeyler olması dileğimle. Hoşçakalın.

İlk Defa Sabah

Uzun zamandır ilk defa sabah uykumu almış olarak uyandım. Tabi bunun için çabaladım da. Sadece geceleri yaşıyorum uzun süredir. Aslında keyfimden de değil. Yaşadığım hayat böyle olmasını gerektiriyor uzun zamandır. Geçmişten gelen izler ve içinde bulunduğum durumlar. Hepsi birleşince gece hayatı kaçınılmaz oluyor. Gece hayatı ile kasıtın eğlence olmadığı aşikardır sanırım.

Ne zamandır yazamıyorum hiç. Bahane olsun yazayım. Bir pazar günü ve saat 08.53. Yapılacak acil bir iş yok. Dün hiç uyumadım. Hareketli bir gün spor vs. ardından gece 01.30 gibi uyudum. Normal uyku saatim 6-7 olduğundan baya erken bir saat oldu benim için. Uyudum pek verimli bir uyku olmadı. Karmaşık rüyalar, içimdeki sıkıntı ve daralma, bir mutlu bir mutsuz oluşum hem de aynı sebepler için, okulla ilgili, askeriye ile ilgili ruyalar, yarbayla geçen ilginç konuşmalar ve uyanış. Yastık ve vücut şekli değişikliği ve geri uyuyuş. Geçmişe dönüş, geleceğe gidiş, hırsızı yakalama planları, silah doldurma, sıcaklık ve uyanış, hafif terlenmiş, esmiyor ve çok sessiz. Tekrar bir şekil değiştirme ve tekrar uyuyuş. Ders çalışmalar, sınava girmeler, bu sefer uyanışa gerek yok farkındayım yine aynı şey oluyor. Böyle böyle en son tekrar uyandığımda uyku isteğimin kalmadığını farkettim. Hava karanlıktı fakat uyku aktivitesi benim için bitmişti artık. Gerçi başlamış mıydı orasından da emin değilim fakat vücudumun uyku ihtiyacının kalmadığını hissediyordum. Kalktım. Saat 05.30 06.00 suları. Önce biraz evi topladım. Malum bekar evindeyiz bu aralar babam ve oğlum modunda. Sonra teyzemin vize işleri ile ilgili istediği bilgilerin araştırılması ve yazdırılması. Bu sıra güneş doğmaya başladı. Ardından bişeler atıştırdım ve T.V. izlemeye koyuldum. Evdeki 2 televizyon aynı anda bozuldu. Birini tamir ettirdim izliyorum diğerini 2 kez geri götürdüm derken izlediğim T.V. de tekrar bozuldu. Dün de buzdolabının bozulup geri düzeldiğini düşünürsek bu iş sinir bozucu olmaya başladı. Babamın durumu daha ilginç. Ben olaylara gereğinden fazla sinirlendiğim zaman olur böyle şeyler felan deyip gülüp geçiyor beni sakinleştirmeye çalışıyor. Babayı mutlu etmenin yolu ondan daha fazla sinirlenmek mi oluyor. Böyle bir baba-oğul ilişkisinde normal bir durum bence.

2. dönemin ardından yazdım mı hatırlamıyorum. 2. dönem de artık klasik işkence haline getirmiş olduğum 12 dersimi aldım ve yine ufak bir kaza ile yaklaşık 3 puancık, 1 dersten kaldım. Yine de 11 ders vermiş olmanın rekortmenliği ile planlarımızı çizdik. Zaten yaz okulunda alacağım dersler 2 sene öncesinden planlanmıştı. Hemen bir hafta sonra yaz okulu ders kaydı tabi ki limit olan 5 ders ile ve bu sefer sonuç güzel. 5 de 5. Ayrıca bunlardan bir tanesi de 6. kez almış olduğum İstatistik. 6. seferde de olsa geçiş güzel CB gibi bir notla. Hoş nasıl olduğu tartışılır ama kurcalamak istemiyorum. İstatistik Hocasına burdan selamlar.

Yazımız da her gün okula gide-gele derslere gire-çıka geçti. Farklı olan şey 2. dönemin bittiği gün spora tekrar dönüşüm oldu. 100 kiloyu devirmiştim sanırım yine. Çok rahatsız oluyordum, aynada kendimi tanımak zor geliyordu, bunca yılı sporla geçirmiş biri olarak böyle bir halde olmanın verdiği üzüntüyü anlatamam. Ama bir seçim yapmam gerekiyordu ve yaptım o hale geldim. Ya kilo alcaktım ya da mezun olamayacaktım. Kiloyu her zaman veririm ama her zaman mezun olamam diyerek, fiziksel yapıyı bir kenara bırakıp sadece ruhsal yapıya odaklandım. Düzensiz uyku, dengesiz beslenme, her gece sabahlara kadar alkol, antep ve şırdan eşliğinde ders çalışma sonucu aynaya bakmaktan vazgeçtim. Okulda çoğu insan benim terorist olduğumu düşünüyordur zaten. Sürekli saç ve sakal kombinasyonu olabildiğince kötü şekilde okula gittiğimden ötürü normaldir. Aynaya bakmak sadece zaman kaybı, motivasyon azaltıcı ve kafa karıştırıcı bir etki doğurduğundan pek uğraşmıyordum. Hatta çirkin olmak çirkin görünmek işime geliyordu. İnsanların bana uzak durmasını sağlıyordum, kız-erkek farketmez. Böylece tek işin, gücün, sohbetin ders haline gelebiliyordu. Hocalar üzerinde de kötü etkisi oluyordu denilemez. Ya da oluyordu diyelim ki ben sadece işime yaradığı tarafla ilgileniyordum. Yani uzun lafın kısası yakışıklı olmanın prim yapmadığı günler yaşıyordum. Ne kadar çirkinsem o kadar iyiyim durumundaydım yaptım ve oldu. Çirkinleştikçe sınavlarım iyi geçti, kilo aldıkça puanlarım yükseldi, asosyalleştikçe okulum bitmeye yaklaştı. Ya ben aynı anda çok iş başaran bir adam değilim ki buna kimse inanmaz :) , ya da olay şu imkansızı başarma çalışmaları. Geçen yaz başı okulumun bitmesine 35 dersim varken şu an sadece 2 tane var. Bu yola ilk baş koyduğumda hayatımın her döneminde olduğum gibi alay konusu olmuştum. Ailem, arkadaşlarım, hocalarım vb. “saçmalama, yapma, yapamazsın, güzel espri” gibi tepkiler veriyorlardı. Tabi ben sadece yüzüme söylenenleri biliyorum. Arkamdan daha ağır ithamlar gelmiştir. Babamın okulu bırak artık dalga geçmenin lüzumu yok kendini üzeceksin demeleri. Annemin her zamanki gibi en iyi niyetleriyle yapma oğlum sen de herkes gibi 7 ders al yazık etme kendine boşver sonra bitsin demeleri. Arkadaşlarımın , okulu bırakmadan önce hocalara yeni bir işkence yöntemi mi yoksa demeleri durumu vs.
Yaparsın, başarırsın diyen hiç olmadı mı oldu, beni bu işe teşvik eden birkaç okuldan arkadaşım. Onlar da ne kadar ümitliydi bilmiyorum. Birbirimizi gaza getirdik anca. Beni motive ettiler çok fazla umutları yoktu ama söz konusu ben olunca kendimden korkuyorum bazen. Nasıl günler geçirdiğimi ben biliyorum. Tüm okulun hatta hocalarımın bile alay konusu olan ben. Sabah 8 gece 22 okulda kalan, yarışlara katılmak üzere tasarlanmış arabası kuşlar içinde karavana dönen yine ben. Hepsi bir amaç uğrunaydı. Henüz okulum bitmedi fakat ben başardığımı hissediyorum. Okulu bitirmekten, mezun olmaktan daha büyük bir şey başardığımı düşünüyorum. Bölüm birinciliği, onur öğrenciliğinin felan hikaye olduğunu, esas zorluğun dönemde 12 ders alma cesaretini göstermek ve almakla kalmayıp geçmek olduğunu görmüş oldum. Tabi bırakıyorum muyum hayır. Antalya’da yaptığım hatayı tekrarlamayacağım. Oradan da başarmış olarak döndüm. Başarmışlık duygum o kadar yüksekti ki geri dönmek istemedim. Sonradan baktım sadece duygusal tatmin. Gerçek başarı yarım kalmış. Bu sefer gerçek başarıyı da elde etmeden bırakmak istemiyorum.
Artık bitti de demiyorum. Kalan 2 ders belki çok basit 2 ders olacak ama fark etmiyor. Söz konusu olan bensem, söz konusu olan Ç.Ü. İ.İ.B.F. denilen ortamsa, her an her şey olabilir demektir. Hep söylerim, diplomamı almaya giderken birisi terso yapar, orada bir görevliye, bir memura bir şey olur, bir cam iner bir kapı kırılır ve hikaye orada durur veya biter. O yüzden o kağıt parçasını elime almadan bitti lafını kullanmamaya gayret gösteriyorum. Daha bitmedi, hala okuyorum, hala öğrenciyim. Kısmetse iyi ihtimalle ocak ayı gibi Ç.Ü. İşletme Lisans Programını tamamlamış olacağım. Bu arada bu bitirdiğim 2. üniversitem oluyor. Evet öyle ki Dış Ticaret Önlisans programını tek ders yüzünden 1 sene gecikmeyle tamamlamış bulunmaktayım. 2. başladığım 1. bitti. Yani Ç.Ü. ile 2. üniversite bitecek. Sonrasında ise Dış Ticareti +2 yapıp İktisat okumayı planlıyorum. Neden derseniz uzun hikaye. Böyle bir şansım var kullanmak istiyorum. Biraz inat, biraz garez biraz da ben işte. Zamanında söylemiştim. Ya hiçbir üniversiteyi bitiremeyeceğim ya da birkaç tane bitecek. Dediğimi de yapıyorum sanırım. Yanlış işlere harcadığım zekamı bazı kandırmacalarla ve yönlendirmelerle ders çalışmaya yönelttiğimden beri okul ve ders konusu sıradan bir şey haline geldi. Beynimi kandırmaya devam ettiğim sürece okuyamayacağım bitiremeyeceğim hiçbir ders hiçbir okul yok. Hoş allah vergisi başaramayacağım iş de yok. Sadece beynimi kullanmayı öğrenmeye devam etmem gerekiyor. Kafan var ama kullanamıyorsun, allah bir yerden verip diğer taraftan alıyor işte. Ama elimden geleni kullanıyorum artık. Hatta ders çalışmadığım için sıkılır durumdayım şu sıralar. Oraya gelelim.
Yaz okulu bitti. Bittikten 15 gün sonra felan tüm notlar açıklandı. Sonrasında yıllar sonrasında tahsil konusunda rahatlık hissettim. İlginç duyguydu. 2004 senesinden sonra hayatım karanlık. Ne bir tatil, ne bir mutluluk. Arada bir iki ufak gezi. 2,5 - 3 senedir de yaptığım en uzun yolculuk Mersin. Ara - sıra aile ile yazlık, ara - sıra Punto buluşmaları. İşte hayatım uzun süredir böyle geçiyor. Sadece Adana, sadece okul, sadece geceler, sadece ders ve okul bitirme strateji çalışmaları. Chip Tuning davasıyla para kazanma çalışmaları, hüsranla sonuçlanmalar, zarara girmeler, psikoloji kayıpları. İnternetten para kazanma şansım artık yok, zira zaman ayırmak sermaye koymak gerekli. Okul sağolsun kötü maddi durumlar içerisine düştüm. 5 kuruş kazanmadığım halde sadece okuyabilmek için harcadığım paranın haddi hesabı kalmadı. Kazançlarım sıfıra indikçe harcamalarım artmaya başladı. Mazot, okulda yenen yemek, fotokopi ve kitap paraları beni bitirmeye yetti. Fakirin gerçekten okumaya hakkının olmadığı bir dünyada yaşadığımı anladım. Babam sağolsun maddiyat konusunda hep yanımda durdu. Ben elimden geldiğince uzak durmaya çalıştım. O bu konuda sinirli ama ben rahat. Yapım gereği elden gelen bir şey yok. Yine de sağolsun, ısmarlama mazotlar ve harçlıklarla okuyoruz. Hiç mi kazanmıyorum değil, var 3-5 kuruş ama yaptığım işler kendisini geçindiriyor desem yeridir. Okul sayesinde tüm sektörlerden uzak kaldım çoğu eski müşterimi de kaybettim doğal olarak. Fırsatları ben teptim paralara yüz çevirdim ilişkilerden kaçtım vs. Zira ben de insanım. Okuldan bir koparsam. 2 gün başka bir yere takılırsam hele ki paranın tadını alırsam değil 12 ders gerisini siz düşünün.

Aynı anda 3 derse girmem gerektiği durumlarda bile ne yapıp edip giriyordum derslere. Okulda yatıp okulda kalktım resmen. Dersim olmasa bile ki ihtimali yok okula gidiyordum. Sadece kopmamak, hakim olmak, uzaklaşmamak ve başarmak için. Böyle bir durumda iş veya sosyal hayat düşünemezsiniz. Hayatıma darbe vurduğum farkındayım sadece bir üniversite bitirebilmek için, olsun, zaten çok matah bir hayatın da beni beklemediğini biliyordum. Babamın red ettiğim teklifleri, gitmediğim işler, kazanmadığım paralar. Bunlar olsa mutlu mu olacaktım. Hayır, yine hayır. 2 mutsuzluk arasından seçim yaptım, elde etmek için mutsuz oldum ve sonunda da olacağım. Yapacak bir şey yok. Cihan Çulha isen seçim şansın yok.

Uzadıkça uzar. Okul konusuna fazla takılmak istemiyorum altı üstü okul ne de olsa :)

Hayat konusuna da çok takılmak istemiyorum tanıyan veya sitedeki yazıları okumuşlar bilirler. Beni mutlu edecek en güzel kızın olmaması mutsuz etmeye mutlu olması mutlu etmeye yeter durumdaki bir adamı oynayan ben. Sadece bir tanesi işte, ama en önemlisi de hani.

Yaz okulu bittikten sonra yıllar sonra tatil lafı geçti hayatımda. Babam her zamanki gibi paran hazır hadi git dedi. Evet dedim gitmeliyim, gidiyorum, gideceğim. Ama nereye? Tatil nedir ki? Nasıl yapılır? Amaç nedir? Nereye gidilir? Bu sorulara cevap veremedim. Ne olduğunu unutmuşum. Tanımlayamadım. Uzun süredir hiç tatil yapmadığımı hatta klasik felsefem ve yapım sayesinde ulaşamadığım şeye ihtiyacımın kalmadığını anladım. Elde edemediğim ihtiyaçlarımdan arınırım ben. Bu mutsuzlukta azalmaya yol açar. Tatil de o hale gelmiş. Başaramadım. Zaman var, para var, iş yok, tamamen özgürüm, ama yine de tatile çıkamadım. Bunlara sahip olmadığı için tatile çıkamayanlar okusun fazla tribe girmesinler. Demek ki tüm şartlar olgunlaşsa bile bazen sonuca ulaşılamayabiliyor. Tüm maddi şartlar olgun fakat kafamın içindeki bir şeyler buna da izin vermediler. Zaten tatilde gibiydim. Ders çalışmamak, okula gitmemek, sınava girmemek işte sana tatil. Hayat bu kadar acınası olmuştu benim için gerçekten. Gerçek bir komando olmuşum farkında değilim.

Uzun lafın kısası gidemedik tatile felan. Hayata kaldığı yerden devam ediyoruz. Harcımı yatırdım paşa paşa, krallar gibi ders kaydımı yapacağım ve okuluma başlıyorum tekrar haftaya. Sonra ders çalışmalar sınavlara girmeler. Özledim gerçekten. Boş durmaktansa ders çalışmak kafayı meşgul etmek, bilim insanı olmak çok daha güzel. Geceleri oturuyorum masama ders çalışmak için ama çalışacak bir şey yok. Boşluğa düşüyorum sürekli. Tıpkı istatiksten kaldığımı kabul etmişken geçtiğimi öğrenmem gibi. Olamaz dedim. Bu notlar bu kağıtlar bu hazırlıklar, tekrar çalışmaya tekrar derslere girmeye çok hazırdım. Her şey başıma yıkıldı bir anda. Aptal sevinmen gerek diye zorla sevindirdim kendimi. Bir sorun var farkındayım. Sorun sadece bende mi onu da düşünmek lazım aslında.

Bu kadar yazı yazdım saat sadece 09.35. Çok güzel bir duyguymuş gerçekten :) Günü yaşıyorum işte bildiğin. Ben de varım bu hayatta. Sadece gece değil gündüz de nefes alabiliyorum. Sokaklara çıkabilirim insanları görebilirim. Yapacağım da zaten. Güneş ışığının mutluluk etkisinden faydalanmak istiyorum. Uzun süredir sadece gece. Mutsuz olmak için tasarlanmış bana bir de bu etki fazla gelir mi o da tartışılır hani :) Olsun bir nebze azalır belki acılar.

Yazımın sonunda önemli bir konuya değinmek istiyorum. Cihan’a çok teşekkür ediyorum, Ece’yle tekrar görüşmemize vesile olduğu için. Özlemişim gerçekten ne yalan söyleyim, hoş yalana da hacet yoktur sanırım. Oturduk, konuştuk, sohbet ettik. Hatta sonra tekrar görüştük. Ve hatta onun için herhangi bir sıkıntı olmaz ise görüşmelerimiz umarım devam eder. Ben gerçekten mutlu oldum. Yani sanırım hissettiklerim mutluluk olarak tanımlanıyor. Onu görmek, iyi olduğunu görebilmek, mutlu olduğunu görebilmek, hatta sohbet edebilmek, beraber gülme krizlerine girebilmek gerçekten çok eğlenceli :) Çok uzatmak istemiyorum ama böyle bir arkadaşa sahip olabilmek gerçekten çok güzel. Bu durumdan ötürü kendimi şanslı görmeliyim ve görüyorum. Görüşemediğim bir arkadaşımla tekrar görüşüp konuşmak bana gerçekten huzur verdi. Karışık bir şeyler hissetmedim mi hissettim tabi ki hala da hissediyorum ama gayet normal. Önemli olan başarmak ya da başarmamak bence. Başardığımı düşünüyorum ve o yüzden hislerime hiç takılmıyorum. Uzun zamandır hiç bu kadar cici bir arkadaşla bir araya gelmemiştim, otururken konuşurken ben burada napıyorum sorusunu kendime sormadan vakit geçirmemiştim. Etrafımda uzun zamandır nasıl insanlar olduğunu, kimlerin gelip geçtiğini düşümek istemiyorum gerçekten. Çok da alışmasam iyi olur, birkaç kıza daha haddini bildirmekten kendimi alıkoyamayacağım yoksa. Etraftakileri de unutmamak ve kabul etmek lazım hani. Zaten etmişim de insan gaza geliyor işte bazen. Güzel bir şeyler görünce kötüye sert çıkıştım. E o da normal bence :)

Sonuç olarak umarım artık her şey daha güzel olur. Eski bir arkadaşımla tekrar görüşebildiğim için tekrar tekrar çok mutluyum. Cihan (Tanglay)’a da tekrar teşekkürlerimi ve sevgilerimi iletiyorum. Hayatımda tanıdığım en yardımsever ve en iyi niyetli insanlardan birisi. Canım dostum, iyi arkadaşım. Tekrar söylüyorum, iyi ki varsınız :) Var olduğunuzu bilmek bile insana güçle devam etme duygusu veriyor. Siz mutluysanız ben de mutluyum beni merak etmeyin.

Uzun zaman yazmamanın vermiş olduğu etkiyle uzun bir yazı. İyi de oldu hani. Nerde bu çocuk niye yazmıyor diyenler için geçerli bir açıklama metni oldu. Bu aralar çok değişik hissediyorum kendimi. Erken yattım erken kalktım o yüzden. Aklıma bir şeyler geliyor, içim daralıyor sıkılıyorum kalbim sıkışıyor. Düşündüğüm şeyle ilgili üzülüyorum gözlerim doluyor ama aynı şey için gülüp mutlu olasım geliyor ardından. Umarım iyiye işarettir bunlar. Sevdiğim bir arkadaşımı uzun süre sonra tekrar görmekle ilgisi olduğunun ben de farkındayım ama ne bilim alışık değilim sanırım ondan kaynaklanıyor.

Bu akşam yine bir Punto buluşması yine Mersin. Malum Ramazan ayındayız ve bu sefer iftar buluşması. Arabamızı da yepyeni yaptık güzel olacak inşallah. Mustafa arkadaşımız güzel bir mekan ayarladım dedi bakalım gidince göreceğiz. Bir aksilik olmazsa Cihan’la gidiyoruz buluşmaya. Kendisi deneyimlidir GP buluşmaları konusunda :)

Ama artık arabayı yıkatmak üzere evden ayrılsam iyi olacak. Güzel bir yazı oldu, güzel bir gün başladı. Herkese sevgi dolu, mutlu günler diliyorum.

Bir de Not: Eski arkadaşlarınızla, eski dostlarınızla, eski sevgililerinizle ya da her neyse, hala değer verdiğinizi düşündüğünüz insanlarla görüşmek için bir şey olmasını beklemeyin. Ben bir bahane yaratamadım, şanslıyım çünkü değer verdiğim kişi gerçekten dünya iyisi ve şanslıyım ki bana bahane yaratabilecek yardım edebilecek, beni düşünecek bir dosta sahibim. Sizin böyle dostlarınız yoksa biraz cesaretli olun ve siz bir şeyler yapın. İnanın hiçbir şey düşündüğünüz gibi olmayacak siz kötüyü düşündüğünüz sürece. Bu sözüm çok işe yaramayacak belki biliyorum ama yine de yazmak durumundayım. 1 kişi bile bu mesajdan etkilenir ve tekrar bir arkadaşıyla konuşursa ben gerçekten çok mutlu olurum.

Sevgilerimle. Cihan.

40 Türk Çin Sarayını Nasıl Bastı - KÜRŞAD DESTANI

KÜRŞAD DESTANI (BASKINI)

Tarihimizden değil, uzak Türk tarihinden, büyük bir kahramanlık olayından bahsedeceğim. Bu olay geçmişin unutma örtüşü altında kalmış çok parlak, parlak olduğu kadar da çok hazin bir harekettir ve milattan sonra 600. yılda meydana gelmiştir. O sıralarda Japon denizinden, Hazardenizi’ne kadar uzanan ve Çin’i, İran’ı, Bizans’ı titreten Göktürk İmparatorluğu, entrikalar yüzünden Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Doğudaki devletle Batıdaki devletin arası, saraya ve orduya sokulmağa muvaffak olan, Çinliler ve diğer yabancılar yüzünden iyice açılıyor . Doğu Göktürk devletinin basında bulunan Kara Kağan kendinden önce hakan olan ağabeysini zehirleyen Çinli yengesiyle evlenmekte mahzur görmüyor ve bu katil kadının fettanlığının esiri olarak Çinlilere alet oluyor. Bu yüzden Göktürk devleti, birçok parlak muharebelere rağmen yıkılıyor ve o bölgede bulunan Türkler Çinlilere esir düşüyor. Çinliler Türkleri Çin’e hicret ettirerek şehirlere dağıtıyorlar. Bu arada Kara Kağan’la kardeşinin iki oğlunu ve diğer Türk ileri gelenlerini Çin’in merkezi bulunan SÎYANGFU şehrine götürerek orada ikamete memur ediyorlar. Çok geçmeden Kara Kağan orada tutsak olarak ölüyor. Bunun üzerine Çinliler rehine olarak Kara Kağan’ın kardeş çocuklarından Tung Yabgu’yu Çin sarayına hapsediyorlar. Serbest bulunan Kara Kağan’ın diğer yeğeni KÜRŞAD ise her gün Türkleri kurtarmak için çareler arıyor.
işte sarayın şuanki halinin bir fotografı inanılmaz hiç değişmemiş

Tam bu sırada diğer Türk beyleri de gizli toplantılar yaparak, Çinlilere isyan edip Çin împaratorunu öldürmeğe ve böylece, yere düşen gök bayrağı yeniden yükseltmeğe karar veriyorlar. Bunun için çok yiğit olan herkes tarafından çok sevilen KÜRŞAD’I kendilerine Hakan seçiyorlar. Fakat bunu duyan KÜRŞAD ihtilale baş olmayı, saldıranların en önünde dövüşmeği kabul etmekle beraber. Hakanlığı reddediyor, ‘”Millet için dövüşmek ve bu uğurda gerekirse Ölmek bana yeter. Hakanlık sarayda hapis bulunan amcamın oğlunun hakkıdır.” diyor. Birçok yalvarmalara rağmen Hakanlığı kabul etmiyor. Böylece herkes, uzun tartışmalardan sonra KÜRŞAD’in feragat örneği olan ısrarı karşısında onun teklifim kabul etmek zorunda. kalıyor. Ertesi akşam saraydan dışarıya gezmeğe çıkacak olan Çin Hükümdarım öldürmeğe ve hep beraber Çin sarayım basarak Tung Yabgu’yu kurtarıp Hakan ilan etmeğe ve yeni bir Türk devleti kurmaya karar veriyorlar. Baskın gecesi sözleşilen zamanda, Çin sarayının etrafında toplandıkları vakit, aksi bir talih eseri olarak bardaktan boşanır gibi bir yağmur yağmaya başlıyor.Yağmurun altında biraz bekledikten sonra, Çin Hükümdarının bu akşam dışarı çıkmaktan vazgeçtiğini öğreniyorlar. Bunun üzerine, Çinlilerin bu teşebbüsten herhangi bir şekilde haberdar olmaları ihtimaline karşı, baskının başka bir aksama bırakılmasını doğru bulmuyorlar. Bu ihtimali önlemek için, baskının geciktirilmeden hemen o gece yapılmasını uygun görüyorlar.
KÜRŞAD arkadaşlarının adlarım bir, bir okuyarak hepsini yoklama ediyor. Türk milletinin en ileri gelenlerinden 40 Bey’in orada hazır olduklarım görüyor. Artık daha fazla beklemeden Çin İmparatorunun sarayına saldırıyorlar. En önde yalnız KÜRŞAD yürüyor… Sarayı binlerce Cin askeri muhafaza etmektedir. Saldıranlar ise yalnız kırk kişi… Yıldırım gibi düştüğü yeri yakan, kasırga gibi önüne geleni süpüren 40 kişi… Birkaç dakikada dış kapıdaki muhafızları tepelediler, sarayın bahçesine doldular ve oradan iç kapıya yüklendiler. Orayı da geçtiler… Şimdi İmparatorun dairesine doğru yürüyorlar. Fakat bu Çinli askerler ne kadar da çok… İlerden, geriden sürü, sürü saldırıyorlar.

Tam bu sırada diğer Türk beyleri de gizli toplantılar yaparak, Çinlilere isyan edip Çin împaratorunu öldürmeğe ve böylece, yere düşen gök bayrağı yeniden yükseltmeğe karar veriyorlar. Bunun için çok yiğit olan herkes tarafından çok sevilen KÜRŞAD’I kendilerine Hakan seçiyorlar. Fakat bunu duyan KÜRŞAD ihtilale baş olmayı, saldıranların en önünde dövüşmeği kabul etmekle beraber. Hakanlığı reddediyor, ‘”Millet için dövüşmek ve bu uğurda gerekirse Ölmek bana yeter. Hakanlık sarayda hapis bulunan amcamın oğlunun hakkıdır.” diyor. Birçok yalvarmalara rağmen Hakanlığı kabul etmiyor. Böylece herkes, uzun tartışmalardan sonra KÜRŞAD’in feragat örneği olan ısrarı karşısında onun teklifim kabul etmek zorunda. kalıyor. Ertesi akşam saraydan dışarıya gezmeğe çıkacak olan Çin Hükümdarım öldürmeğe ve hep beraber Çin sarayım basarak Tung Yabgu’yu kurtarıp Hakan ilan etmeğe ve yeni bir Türk devleti kurmaya karar veriyorlar. Baskın gecesi sözleşilen zamanda, Çin sarayının etrafında toplandıkları vakit, aksi bir talih eseri olarak bardaktan boşanır gibi bir yağmur yağmaya başlıyor.Yağmurun altında biraz bekledikten sonra, Çin Hükümdarının bu akşam dışarı çıkmaktan vazgeçtiğini öğreniyorlar. Bunun üzerine, Çinlilerin bu teşebbüsten herhangi bir şekilde haberdar olmaları ihtimaline karşı, baskının başka bir aksama bırakılmasını doğru bulmuyorlar. Bu ihtimali önlemek için, baskının geciktirilmeden hemen o gece yapılmasını uygun görüyorlar.KÜRŞAD arkadaşlarının adlarım bir, bir okuyarak hepsini yoklama ediyor. Türk milletinin en ileri gelenlerinden 40 Bey’in orada hazır olduklarım görüyor. Artık daha fazla beklemeden Çin İmparatorunun sarayına saldırıyorlar. En önde yalnız KÜRŞAD yürüyor… Sarayı binlerce Cin askeri muhafaza etmektedir. Saldıranlar ise yalnız kırk kişi… Yıldırım gibi düştüğü yeri yakan, kasırga gibi önüne geleni süpüren 40 kişi… Birkaç dakikada dış kapıdaki muhafızları tepelediler, sarayın bahçesine doldular ve oradan iç kapıya yüklendiler. Orayı da geçtiler… Şimdi İmparatorun dairesine doğru yürüyorlar. Fakat bu Çinli askerler ne kadar da çok…

 

İlerden, geriden sürü, sürü saldırıyorlar.
40 kahramandan ikişer, üçer yaralanıp düşenler var. İşte nihayet İmparatorun dairesine ulaşabildiler. Fakat odalar bomboş. Hiç kimseler yok. Acaba İmparator bu kadar çabuk nasıl da kaçabilmiş?
Ne ise uzun boylu düşünmeğe meydan yok. Geri dönmek lazım. KÜRŞAD, “ahırlara doğru çekileceğiz” diye buyruk veriyor ve ahırlara doğru yol alıyorlar. Fakat her adımda karşılarında yüzlerce Çinli peyda oluyor, dövüşe dövüşe yürüyorlar. Beş on Çinli yıkılıyor ve bir kahraman devriliyor. Nihayet kırklardan ancak ondördü ahırlara ulaşıyor. Kendileri yürüyüp gidinceye kadar vakit kazanmak için, üç kişi, ahır kapılarında artçı olarak bırakılıyor. Diğer onbir kişi atlara binerek Vey Irmağına doğru dörtnala koşuyorlar. Yorgun ve yaralı onbir kişi, ırmağın kenarına vardıkları zaman, akşamdan beri yağan yağmurlar yüzünden kabaran suların köprüleri söküp götürdüğünü görüyorlar. Sekiz saat önce, geçit veren sular, şimdi geçilmez olmuştur. Düşman durmadan yaklaşıyor, saldıranlar sürüler halinde binlerle geliyorlar. Karşılarında yalnız onbir kişi var… Yağmur durmadan yağıyor. Ara sıra çakan şimşekler gerilmiş yüzlerin!, büyümüş gözlerin! aydınlatıyor. Ellerinde kılıçları, Türk’e yaraşan bir fütursuzlukla atlarının üstünde dimdik duruyorlar ve ölünceye kadar çarpışmak üzere düşmanın yaklaşmasını bekliyorlar.

Artık düşman yaklaşmıştır. Göğüs göğüse atılıyorlar ve çarpışmaya başlıyorlar. Onbir kahramandan her biri birer birer devriliyor. En son da KÜRŞAD gün doğarken 40 yarasından kanlar sızarak can veriyor ve gözleri açık olarak cesedi atinin üstünde dimdik kalıyor. Bu esnada Vey Irmağının suları deli deli akıyor ve yağmur yağmaya devam ediyordu.
Bu kahramanlık menkıbesi birkaç gün içinde Cinde bulunan bütün Türklere yayılıyor ve onlar arasında bir kurtuluş ruhu ve bir ihtilal havası yaratıyor. Çok geçmeden de hepsi birden isyan ederek KÜRŞAD’ın yolundan hürriyet ve istiklale kavuşuyorlar. Türk tarihi, uzak ve yakın böyle kahramanlık olaylarıyla doludur. Kahramanlık Türklüğün başlıca vasıflarından biridir.

Alıntıdır : http://www.webhatti.com/genel-sohbet/8062-40-turk-cin-sarayini-nasil-basti.html

Kamyon - Tır - Traktör - İş Makinaları - Chip Tuning - Yazılım

Evet başlıktan da gördüğünüz üzere yazılım uygulaması sadece otomobillere değil. İş makinalarından da çok büyük performanslar elde edebiliyoruz.

Konu ile ilgileniyorsanız iletişime geçtiğiniz takdirde size daha iyi yardımcı olabiliriz. Bu tür araçlardan hiç de azımsanmayacak güçler elde edildiğini lütfen unutmayınız.

15 ton çekiyormuş gibi 35 ton çekmek ancak bu sayede yaşanabilir. İyi çalışmalar.



Toplam Okuyan: 378 - Bugün Okuyan: 0 - Şu Anda Okuyan : 0

 

Son Okunma: 2010-03-11 01:33:22


Hakkında

Bir Cihan Çulha yapıtıdır.

 

 

 

SayfalaRRSS
  • Fotoğraflar
  • Videolar
  • Müzikler
  • Ben kimim?
  • Makaleler
  • Temiz bir Sayfa
  • İletişim
  •  

     

    Üye İşlemleri

  • Kayıt ol
  • Giriş

  • Çıkış

  •  

     

    En Çok Okunan Yazılar

  • Şems'in Gidişi - Şiir ve Hikayesi (13335)
  • Yarım Bıraktın (7820)
  • Yazık Ettim (3273)
  • Bir XP vardı Yavaş Açılan :P (3038)
  • 40 Türk Çin Sarayını Nasıl Bastı - KÜRŞAD DESTANI (2854)
  • Güya Özgür Hayat (2298)
  • Geride Kalan (2219)
  • Paypal Bozulur (2188)
  • Feleğe dayandım gülüm, öldüm de uyandım... (2110)
  • Tıkırtılar (1940)
  •  

     

    En Çok Okunan Sayfalar

  • Happy Birthday Doğum günü kutlama şarkısı Uzun Hava (Komik) (91969)
  • Ihlamurlar Altında Dizi Müzikleri (89520)
  • Guitar - Gitar Sesi - Gitar Melodisi (61898)
  • 5+1 (5.1) Ses Sistemleri Sorunu (50576)
  • Müzikler (43739)
  • Tork nedir? (35256)
  • Sultan Makamı Dizi Müzikleri (34435)
  • Cem Yıldız - Yarım Bıraktın (31609)
  • Acı Hayat Dizi Müzikleri (30768)
  • Windows Sanal Bellek Ayarı (29683)
  •  

     

    Şu An Okunan Yazılar

  • Şems'in Gidişi - Şiir ve Hikayesi (1)
  • Güya Özgür Hayat (1)
  •  

     

    Şu An Okunan Sayfalar

  • Surviver - Eye Of The Tiger (1)
  • Far ayarları (1)
  • Atak Sürüş Teknikleri (1)
  • İbrahim Tatlıses - Ağrı Dağı (Cano Cano) (Remix) (1)
  • Film Divx izlerken Açılmama/Çalışmama Codec Sorunu (1)
  • Blero - sexy moves (1)
  • Ayrılabilir Bant Genişliği Sınırı Ayarı (1)
  • Gökhan Kırdar - Geniş Zamanlar Dizi Müziği (1)
  • Tork nedir? (1)
  • Happy Birthday Doğum günü kutlama şarkısı Uzun Hava (Komik) (1)
  •